|
Ana Sayfa
|
|
Yazar TMMOB Maden Mühendisleri Odası
|
|
Pazar, 11 Eylül 2011 |
|
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 31 yıl geçmiştir. Bundan 31 yıl önce, tank sesleriyle ve marşlarla uyandırılmamızla başlayan süreç Türkiye‘yi siyasal, sosyal, hukuksal ve bilimsel alanlarda büyük yıkımlara uğratmıştır. Hukuk, adalet, bilim, emek ve çalışma yaşamı yok edilmiş, emekçilerin kazanılmış bütün hakları zorla ellerinden alınmıştır. 12 Eylül sürecinde 650 bin kişinin gözaltına alınması, 1 milyon 683 bin kişinin fişlenmesi, 230 bin kişinin yargılanması, idam cezaları ve yüzlerce yıla varan cezaların verilmesi, bir toplu yok edişin göstergesi olmuştur. Aynı süreçte, 517 kişiye idam cezası verilmiş, idam cezası verilenlerden 50‘si asılmıştır. 388.000 kişiye pasaport verilmemiş, 30.000 kişi "sakıncalı" olduğu için işten atılmış, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarılmıştır. 30.000 kişi "siyasi mülteci" olarak yurtdışına gitmek zorunda kalmış, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldürülmüş ve 171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelenmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Cuma, 02 Eylül 2011 |
|
Sizlerde de oluyor mu bilmiyorum, yerel gazeteleri okurken bir şaşkınlıktan, bir başka şaşkınlığa savruluyorum çoğu zaman… “Ben bu kentte yaşamıyorum galiba” duygusu, gelip usta bir kovboyun kemendi gibi sarıyor her yanımı. Okuduklarıma acı acı gülerken, daha çok kendime öfkeleniyorum… Artık iyice art niyetli bir insan olduğumu düşünüyorum da “Tanrı senin gönül gözünü kör etmiş oğlum. Sen bu gönül körlüğüyle hiçbir şeydeki güzeli göremezsin. Sana güzeli görmek haram bundan sonra, iyiyi ayırt edip, hayattan tat almak yasak.” diyorum kendi kendime… Hiç şüphem kalmadı ki, tanrıların lanetini üzerime çekmişim ben... İçim hep kötülüklerle dolduğu için güzellik duygumu yitirmişim hepten… Bu yüzden gerilimli yaşamaya, sürekli birileriyle, hiç kimseyi bulamazsam kendimle didişmeye müebbeden mahkûm edilmişim… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Erol Çatma
|
|
Perşembe, 01 Eylül 2011 |
|
Bilinmez kim bilir ne umutlarla beklemişlerdi sözleşmelerinin bitmelerini. Uzun müddet gözlemlediğim maden işçilerinin en yakıcı sorunu; farklı zamanlarda çalışmaya başlayan işçilerin aralarındaki ücret farklılığıydı. En eskileri 2000 TL’yi aşkın, 2006’da işe başlayanlar 1500 TL, 2009 da işe başlayanlar 1200 TL civarında bir aylık alıyorlardı. Tabii ki TTK’ da yerüstü işçilerin 4, yeraltı işçilerinin 5 maaş tutarındaki ikramiyeleri ise maden işçilerinin bariz şekilde ekonomik bir sıkıntı çekmesini engelliyordu. Haklıydılar da durumu en kestirme ve en doğru şekilde “eşit işe eşit ücret” sloganıyla ifade ediyorlardı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Yüce
|
|
Çarşamba, 24 Ağustos 2011 |
|
Zonguldak’la ilgili arşiv çalışmaları sırasında, Zonguldak Gazetesi’nin 15.02.1942 tarihli sayısında, K.S. rumuzu ile yazılan ve adına “Bir Koşma Kompirimesi” denilen aşağıdaki şiir ile karşılaştım. Şiiri okuduğumda, Zonguldak’ta hiçbir şeyin değişmediğini hayretler içinde fark ettim. K.S. rumuzunu kullanan şair,bugün Zonguldak için bir şiir yazmaya kalksa, herhalde “Bir Koşma Kompirimesi” adını verdiği şiiri yeniden yazardı diye düşünüyorum. Şiiri çok beğendim ve “Zonguldakbilgi.com” takipçileri ile paylaşmak istedim. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Salı, 28 Haziran 2011 |
12 Haziran seçimlerinden sonra yaşananlar aradan yüzyıl da geçse, bir ibret örneği olarak dilden dile anlatılacak herhalde. Çocukluğumda babamın dilinden düşürmediği öykü, halkı açlıktan kırılırken küflü buğdayları denize döken İsmet Paşa’nın, bir parça olsun yüzlerini güldüren Menderes’i hiç acımadan astırdığı üzerineydi. Bizler de hikâye çok ama görünen o ki, en çok kendisi siyasi yasaklı duruma düştüğünde demokrasi havarisi kesilip, bin türlü mağduriyet masalı üreten zat-ı muhteremin, yasakları kalkıp iktidara geldiğinde, başkalarının siyasi yasaklı düşürmekten duyduğu derin haz üzerine epey bir şeyler anlatacağız galiba. Eh, kuşaklar arasında bu kadarcık fark olsun ama değil mi? Birinin hikâyesi açlığa, kıtlığa, sefalete dairken, diğeri demokratik değerlerin bir türlü yerleşmemesi üzerine yaksın ağıtını. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Yüce
|
|
Pazartesi, 27 Haziran 2011 |
|
Donald Quataert, Zonguldak maden işçileri ile ilgili bilgi toplamak üzere 1997 yılının Temmuz ayında Prof.Dr. Vedat Didari’nin misafiri olarak Zonguldak’a geldi. Vedat Bey işçi hareketleri ile ilgili çalıştığımı bildiği için, kendisine yardımcı olmamı rica etti. Memnuniyetle kabul ettim. Biri Bursa İpek Böceği İşçiler ile ilgili olmak üzere, Osmanlı Dönemi’ne ait iki tane kitabının olduğunu öğrendim. Zonguldak maden işçileri ile ilgili yayınları sıraladığımda, bahsettiğim yayınları hatırladı ve bunların Amerika’daki kütüphanelerde mevcut olduğunu söyledi. Ayrıca benim adını duymadığım, Havza ile ilgili birçok çalışmadan söz etti. Kendisi ve o sıralarda asistanlığını yapan Nadir Özbek çok iyi derecede Osmanlıca biliyorlardı. Zonguldak’a, Osmanlı dönemi ile ilgili, madencilere ve devlete ait el yazması defterlerin varlığından haberdar oldukları için gelmişlerdi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Kademoğlu
|
|
Pazar, 24 Nisan 2011 |
|
Hürriyet’in yeni pazar eki bir dosya açmış. Adını vereyim: “Niye Meclis’e koşuyoruz? Ballı maaş mı, hizmet aşkı mı?” Hemen yanıtlayayım unutmadan: Tamamen duygusal… İkisi de dersem şaşırmayın: Gerçekten ballı maaş ve ekstralarını da katarsak, bir. İkincisi ise çok karışık: Aday olup, listeye girip Meclis’e kapağı attıktan sonra Ankaralı olmak şerefi bahşediliyor; hizmet aşkı seçim meydanlarında ve seçim beyannamelerinde kalıyor… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Cumartesi, 23 Nisan 2011 |
|
Bu özdeşlik kitabın adından da mülhem Edip Cansever’in “Mendilimde kan sesleri” adlı olağanüstü güzellikteki şiirini anımsattı bana. Şöyle diyordu şiirin bir yerinde Cansever:“…Boynu bükük duruyorsam eğer / İçimden öyle geldiği için değil / Ama hiç değil / Ah güzel Ahmet abim benim / İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin / Toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine …” Beni hep mavi düşlere salıp fesleğen kokulu türkülerin hüznüne boğan şiir şu dizelerle biter: “... Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar / Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar.” Alaaddin Kara’nın öyküleri yaşadığı yere benzemiyor, bizzat kendisini anlatıyor. O yüzden “Ah güzel Alaaddin Abim / Bu mendil neden kara?” diye sormak, bir şiirsel imgeye değil de yaşamın gerçekliğine denk geldiği için anlamsız kaçıyor… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar İkbal Polat(bianet)
|
|
Cuma, 22 Nisan 2011 |
|
120 kuruluşun yer aldığı Bartın Platformu'nun düzenlediği miting Kemer Köprü'de yapıldı. Yaklaşık 1,5 km yürüyen 20 binin üzerindeki Bartınlılar, "Kül yutmayacağız", "Zehir solumak istemiyoruz", "çileğime dokunma", "yaşam hakkıma dokunma", "gelecek nesillere nefes verebilmek için Amasra'da termik santral istemiyoruz", "yaşamları yok eden enerjiye geçit yok" pankartları taşıdı. Loç vadisi HES karşı mücadeledeki kadınların da destek verdiği mitingde en çok "termik santral istemiyoruz", "yapma santrali boşuna, yıkacağız boşuna" sloganı atıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Perşembe, 21 Nisan 2011 |
|
Bizi affetmeyin çocuklar, güzel yavrularım bağışlamayın asla bizi... Sayıları bir avucu bulmayan rantiyeye teslim ettik çünkü hayallerimizi... Kendi ayaklarımızla gittiğimiz sandık başında, hayatımızı cehenneme çevirmeye yeminli Vandallara oy vererek, geleceğinizi kararttık... Size kızılcıkları, böğürtlenleri, akasyaları, defnelerin ölgün kokusunu değil de beton bariyerleri bıraktık miras olarak... Engin mavilikler, uzanıp giden yeşillikler, soylu tepelerle değil de çirkin yapıların uğursuz duvarlarıyla doldurduk o güzel gözlerinizi... Böğürtleni dikeninden koparıp, kızılcığın buruk tadıyla dalında tanışmayı bile çok gördük sizlere... |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 15 of 1403 | |
|
Kimler Online
..2 ziyaretçi ..
|